*

Yeni Türk Ticaret Kanunu Iiığında Ticari İşletme Hukuku

Galatasaray Üniversitesi ve İstanbul Barosu’nun işbirliği ile bu ay ilki düzenlenen Yeni Türk Ticaret Kanunu ile Önceki Ticaret Kanunu’nun karşılaştırılması temalı konferanslar dizisine katılım büyük oldu. İlki 22 Kasım 2012 saat 14.00 ile 19.00 arasında gerçekleşen konferansın konusu Yeni Türk Ticaret Kanunu’na göre ticari işletme hukukuydu. Konferansa özellikle hakim ve avukatlar olmak üzere pek çok akademisyen ve öğrenci de katıldı.
Moderatörlüğünü Prof Dr Ercüment Erdem’in yapmış olduğu konferansın ilk bölümünde Prof Dr Hamdi Yasaman, Yrd Doç Dr Anlam Altay ve Dr Sinan Yüksel tebliğlerini sundu. Verilen aranın ardından ikinci kısımda Yrd Doç Dr H. Ali Dural, Dr Filurya Yusufoğlu ve Doç Dr Tolga Ayoğlu tebliğlerini sundular.

İlk konuşmacı olan Anlam Altay ticari işletmenin esası ve tanımı üzerine oluşturduğu tebliğinde özellikle ticari işletmenin bir bütün teşkil ettiği hususuna öncelik verdi. Altay, Yeni Türk Ticaret Kanunu’nda da tıpkı önceki Ticaret kanununda olduğu gibi teşebbüs kavramı yerine ticari işletme kavramının esas alındığını ve bütün sistemin ticari işletme kavramı üzerine kurulduğuna değindi. Bir faaliyetin ticari bir faaliyet olabilmesi için bu faaliyetin ticari bir işletme tarafından gerçekleştirilmesi zorunluluğu yeni kanunda da varlığını korumaktadır.. Altay tebliğinin devamında ticari işletmeyi alelade işletmelerden ayıran özelliklere değindikten sonra ticari işin ne olduğu hususunda kapsamlı açıklamalarda bulundu. Tacir kavramı hususundaki, gerek kanundaki çelişkili ifadeleri gerekse doktrindeki tartışmaları açıklayan Altay; tebliğinin son bölümünde ticari işlere uygulanacak olan hükümleri önceki Ticaret Kanunu ve yeni Ticaret Kanunu’na göre karşılaştırmalı olarak açıkladı.

İkinci konuşmacı olan Sinan Yüksel, tebliğinde ticari işletmenin devri hususuna değindi. Yüksel, ticari işletmenin devrini bir nevi yeniden yapılandırma olarak ele almış ve ticari işletmenin devrini, işletmenin mülkiyet bakımından yeniden yapılandırılması şeklinde tanımlamıştır. Tebliğinin devamında ticari şirketlerin devralınmak suretiyle birleştirilmesi ve diğer birleştirme şekillerine değinen Yüksel, şirketlerin tür değiştirmesi konusunda yeni kanunun getirdiği yenilikleri açıklamıştır. Tür değiştirmeyi, biçim değiştirme olarak tanımlayan Yüksel, tür değiştirmede süjelerin tekliği ilkesinin bulunduğunu ve bu ilkenin tür değiştirmeyi birleştirme veya devralmadan ayırdığını ortaya koymuştur. Yüksel tebliğinde ayrıca, şirketlerin bölünmesi hususuna değinirken, bölünme sonucunda şirketin aktif ve pasiflerinin ne şekilde paylaştırılacağı hususuna değinmiştir. Yüksel, bölünmelerde kısmi halefiyet ilkesinin bulunduğuna dikkat çekmiş ve devre konu olan kısmın bir kül halinde devralana geçtiğini söylemiştir. Ayrıca şirketi devreden ve devralan şirket borçları bakımından iki sene süreyle müteselsil borçlu kalacaklardır.  Devir sözleşmelerinin geçerlilik şartlarına değinen Yüksel, bu sözleşmelerin mutlaka yazılı şekilde yapılmaları gerektiği hususuna değinmiştir. Ayrıca Yüksel, aktiflerin devrinde Ticaret Kanunu hükümleri uygulanırken, pasiflerin devri sırasında Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanmasını bir çelişki olarak yorumlamaktadır. Tebliğinin son bölümünde Yüksel, yürürlükte olan Ticari İşletme Rehni Kanunu ile yeni Türk Ticaret Kanunu arasındaki çelişkiler ve bu çelişkilerin ne şekilde aşılabileceği hususuna değinmiştir. Bu kapsamdaki en temel problemlerden biri ticari işletme rehni yapılırken malların bir kül olarak mı yoksa tek tek mi rehnedileceği hususudur. Yüksel teoride yeni kanun olan yeni Türk Ticaret Kanunu hükümlerinin uygulanması gerektiğini savunurken, pratikte ise mahkemelerin Ticari İşletme Rehni Kanunu hükümlerine göre karara vardıklarını ileri sürmektedir.  

İlk bölümdeki son konuşmacı olan Hamdi Yasaman ise sunduğu tebliğde Ticari Faiz, Aşkın Zarar ve Munzam Zarar konularına değinmiştir. Bu kapsamda Ticaret Kanunu’na göre ticari işlerde faiz ayrıca belirtilmiş olmasa dahi, faiz uygulanacaktır. Ayrıca Ticaret Hukuku’nda faize ilşkin pek çok karine bulunmaktadır. Anaparanın ödenmesinin faizin de ödenmiş olduğuna karine oluşturması ya da anaparanın zamanaşımına uğraması ile faizin de zamanaşımına uğrayacağı bu kapsamda örnek olarak gösterilebilir. Ayrıca faiz oranının belirlenmesi hususunda sözleşmede bir hüküm bulunabileceği gibi bu konuda herhangi bir açıklık bulunmayabilir. Yasaman, tebliğinin devamında ticari işlerde uygulanacak akdi faiz ve temerrüt faizi konularını incelemiş, bunların oranlarının tespitinin ne şekilde olacağına ilişkin açıklık getirmiştir. Bunun yanında temerrüt faizine ilişkin kanuni sınırlamaya da burada değinilmiştir. Buna göre temerrüt faizi yasal faiz oranının %100’ünden fazla olamaz. Türk Ticaret Kanunu’na göre faize ilişkin hükümler emredicidir. Bunlara aykırı olarak sözleşmesel düzenlemeler yapılamaz. Yapıldıkları takdirde bu düzenlemeler geçersiz olacaktır. Tebliğinin ikinci kısmında Yasaman ticari işlerde cezai şart üzerinde durmuştur. Buna göre tacirler cezai şartın fahiş olduğunu ileri süremezler. Ancak Yargıtay geliştirdiği içtihat doğrultusunda uygulanacak cezai şartın, tacirin mahvına sebep olduğu durumlarda cezai şartta indirim istenebileceğini kabul etmektedir. Tebliğinin son bölümünde ise Yasaman, munzam zarar kavramı ve bu zararın ne şekilde talep edilebileceğine ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Yasaman’a göre doktrinde tartışmalı olan bir husus munzam zararın istenebileceği süre ve zamanaşımının başlangıç tarihidir. Yasaman munzam zararın istendiği hallerde, ortada ayrı bir alacağın bulunduğunu ve bu alacak için zamanaşımının asıl alacak ve temerrüt faizine ilişkin mahkemenin kararının kesinleşmesi ile başlayacağını ileri sürmektedir. Bunun yanında munzam zararda ispat yükünün ters çevrildiği ve bu durumda tacirin aşkın zararın istenebilmesi için ayrıca ve karşılanmamış olan bir zararının bulunduğunu ispatlaması gerektiğinin altı çizilmiştir.

İkinci oturumda ilk konuşmacı Ali Dural olmuştur. Ali Dural yaptığı tebliğde ticari satımlara ilişkin yeni Türk Ticaret Kanunu’ndaki değişiklikleri açıklamıştır. Bu kapsamda özellikle Ticaret Kanunu’nun 1530. Maddesinin 2 ila 8. maddelerini kapsamlı bir şekilde incelemiştir. Bu kısımda göze çarpan bilgiler ise kısaca şöyle açıklanabilir: Kısmi kısım ifanın yapıldığı hallere önceki Ticaret Kanunu’na göre taraflar yalnızca teslim edilmemiş olan kısımlar için sözleşmeden dönebilmekteydi. Yeni Ticaret Kanunu’nun getirdiği yenilik sonucunda ise bu gibi durumlarda eğer geri kalan kısım da mal satımı açısından anlamsız hale geliyorsa bu durumda yapılan sözleşmenin tamamından dönülebilmesi söz konusudur. Ticari satımlara ilişkin bir diğer yenilik ise şudur: Ticari satımlarda ayıptan doğan hakların kullanılabilmesi için özel bir zamanaşımı süresi öngören Ticaret Kanunu hükmü kaldırıldı. Bundan sonra ticari satımlarda da Borçlar Kanunu’nda yer alan genel zamanaşımı süreleri uygulama alanı bulacaktır. Dural tebliğinin ikinci kısmında ticari işletmelere ilişkin mal ve hizmet tedariki sözleşmelerini incelemiştir. Ticari işletmeler arasında Küçük ve Orta Büyüklükte İşletmeler (KOBİ) ile Büyük Ölçekli İşletmeler arasında farklı uygulamalar ve esaslar gören bu düzenlemeler ile temel amacın ticari satımlarda küçük ve orta ölçekli işletmeleri korumak olduğu tebliğde ayrıca belirtilmiştir. Ancak burada Dural, işletmelerin %95’inin KOBİ niteliği taşıdığı Türk ekonomisinde KOBİ’lerin Büyük İşletmelere karşı korunurken, birbirlerine karşı korunmamalarının bir eksiklik olduğunu vurgulamıştır. Ticari işletmelere ilişkin mal ve hizmet tedariki sözleşmelerine ilişkin getirilen düzenlemelerde, bu sözleşmeler kapsamında temerrüde düşülebilmesi için özel düzenlemeler öngörülmüştür. Ayrıca temerrüt bakımından uygulanacak hükümler açısından vadenin belirlenmesi bakımından birtakım farklılıklar düzenleme konusu olmuştur.


İkinci oturumda tebliğ sunan bir diğer konuşmacı ise Filurya Yusufoğlu’dur. Yusufoğlu sunduğu tebliğde yeni Türk Ticaret Kanunu kapsamında haksız rekabete ilişkin hükümleri incelemiştir. Haksız rekabet oluşturan halleri incelemeden önce, Yusufoğlu, Türk Ticaret Kanunu’ndaki haksız rekabete ilişkin hükümlerin İsviçre mevzuatının adeta kopyası olduğunu belirtmekle beraber, Ticaret Kanunu’ndaki düzenlemenin İsviçre mevzuatındaki haksız rekabete ilişkin son düzenleme ve eklemeleri kapsamadığını bir eksiklik olarak vurgulamıştır. Yusufoğlu tebliğinin devamında, Ticaret Kanunu’nda yer alan haksız rekabet teşkil eden eylemleri tek tek örnekler vererek açıklamıştır. Buna göre haksız rekabet teşkil edecek eylemler şu başlıklar altında toplanabilir:    

  1. Karşılaştırmalı reklamlar yapmak,
  2. Tedarik fiyatının altında satışlar yapmak,
  3. Ek edimler yapmak suretiyle toplumu gerçek değer üzerinde yanıltma,
  4.  Saldırgan satış yöntemleri kullanma, Ürünlerin özelliklerini gizleyerek müşterileri yanıltmak,
  5. Sözleşmeyi ihlal etmeye veya sona erdirmeye yöneltmek,
  6. Başkasına ait iş ürünlerinden haksız ve yetkisiz olarak yararlanmak

İkinci oturumda yer alan son konuşmacı ise Tolga Ayoğlu’ydu. Ayoğlu sunduğu tebliğde tacir yardımcıları konusunu incelemiştir. İlk olarak, Ayoğlu bağımlı tacir yardımcıları hakkında yeni kanunda yapılan değişiklikleri incelemiştir. Bu kapsamda ilk olarak, yeni Türk Ticaret Kanunu’nda ticari mümessil yerine ticari temsilci kavramı kullanılmıştır. Bunun yanında esnaf işetmeleri için ticari mümessil tayinini mümkün kılan önceki düzenleme kaldırılarak, esnaf işletmelerinde ticari mümessil atanmasının önüne geçilmiştir.  Kanunun getirdiği bir diğer yenilik ise, önceki kanunda ticari velil kapsamında incelenmekte olan mağaza memurları ve müstahdemlerinin ayrı bir hüküm altında düzenlenmiş olmalarıdır. Ayrıca seyyar tüccar memuru kategorisi yeni kanunda kaldırılmış olup, bu kişilerin artık uygulamada da kabul edildiği gibi, ticari vekil kapsamına alınmıştır. Ayoğlu bağımlı tacir yardımcılarına ilişkin son olarak, tacir yardımcılarının rekabet yasağını ihlal ettiğinde öngörülen yaptırımda yapılan değişiklik üzerinde durmuştur. Önceki kanunda yer alan düzenlemeye göre, tacir yardımcısı rekabet yasağını ihlal ettiği takdirde, tacir tazminat talep edebiliyor ya da yapılan işi kendi bünyesine alabiliyordu. Yeni kanunda ise bu iki yaptırıma ek olarak, üçüncü bir seçimlik hak getirildi. Buna göre tacir, rekabet yasağının ihlal edildiği hallerde işten elde edilen kazancı da isteme hakkına sahiptir. Ayoğlu tebliğinin ikinci kısmında ise, bağımsız tacir yardımcılarına ilişkin olarak yeni Ticaret Kanunu’nun getirdiği değişiklikleri incelemiştir. İlk olarak önceki Ticaret Kanunu’nda bulunan ticari işler tellallığı kanundan çıkarıldı. Tellallığa ilişkin düzenleme bundan sonra yalnızca Borçlar Kanunu’nda yer almaktadır. Bunun yanında komisyoncunun hukuki durumu hakkında büyük bir değişiklik olmamıştır. Yeni Ticaret Kanunu’na göre komisyoncu malı mahkeme kararı ile satarsa, bundan böyle yalnızca açık artırma yolu ile değil diğer satım yöntemleri ile de malın satımı mümkün olacaktır. Bir diğer yeni düzenleme ise komisyoncunun kendi kendisi ile işlem yapması durumuna ilişkindir. Bu kapsamda komisyoncu kendi kendisi ile işlem yaptığı takdirde bu durumu aynı gün tacire bildirmekle yükümlüdür. Komisyoncuya ilişkin olarak Ayoğlu’nun eklediği son husus ise komisyonculuğun devamlı olarak değil arada bir yapılması haline ilişkindir. Yeni Türk Ticaret Kanunu getirmiş olduğu açık düzenleme ile komisyonculuğun devamlı değil de arada sırada yapılması halinde komisyoncuya ilişkin düzenlemelerin kişiye aynen uygulanacağı düzenlenmiştir. Uygulamada zaten bu durumlarda komisyoncuya ilişkin Ticari Kanunu hükümlerinin uygulanmakta olduğunu ileri süren Ayoğlu, burada temel alınması gereken hususun komisyonculuk faaliyetinde bulunan kişinin niteliği değil yaptığı işin niteliği olduğunu vurgulamıştır. Dolayısıyla gerek devamlı gerekse aralıklı olarak komisyonculuk faaliyeti sürdürüldüğü takdirde yapılan sözleşme her iki halde de ortada bir komisyonculuk sözleşmesi olacağından Ticaret Kanunu’nda yer alan komisyonculuk sözleşmelerine ilişkin hükümlerin uygulanması gerekecektir.  Ayoğlu tebliğinin son kısmında bağımsız tacir yardımcılarından acentelik üzerinde kapsamlı bir şekilde durmuştur. Buna göre yeni Ticaret Kanunu’nda acentenin ücret ve diğer hakları emredici hükümlerle koruma altına alınmıştır. Önceki kanunla tezat oluşturan yeni bir düzenleme ise şudur: Yetkisiz acentenin yapmış olduğu işlemler ile müvekkil bundan sonra bağlı olmayacaktır. Önceki Ticaret Kanunu’nda yer alan düzenlemeye göre müvekkil aksini ileri sürmedikçe acentenin yetkisini aşarak yapmış olduğu işlemlerle bağlı hale gelmekteydi. Yeni Ticaret Kanunu’nda söz konusu düzenleme yapılmakla müvekkil, kötü niyetli acentenin yapmış olduğu yetkisiz işlemlere karşı koruma altına almıştır. nNitekim yeni Ticaret Kanunu’na göre yetkisiz acentenin yapmış olduğu işlemlere müvekkil öğrenir öğrenmez icazet verebilir. Böyle bir icazetin verilmemesi halinde ise acente söz konusu yetkisiz işlemden kendisi sorumlu olacaktır. Yeni Türk Ticaret Kanunu ile getirilmiş olan bir diğer değişiklik ise acenteye karşı dava açılabilmesine ilişkindir. Önceki kanuna göre, acentelere müvekkiline izafeten dava açılabiliyordu. Yeni kanun ise yabancı tacirler ile yerli tacirler arasında yapılmış olan acentelik sözleşmelerinde bir ayrıma gitmektedir. Buna göre, yabancı tacirlerle yapılmış bir acentelik sözleşmesi varsa,  bu durumda acenteye her zaman müvekkile izafeten dava açılabilir. Bu husus emredicidir. Buna karşılık yerli bir tacirle yapılmış bir acentelik sözleşmesi söz konusu ise acentelik sözleşmesine taraflarca bir hüküm konulması suretiyle, acenteye karşı müvekkile izafeten dava açılabilmesi engellenebilir. Yani yerli tacirler ile yapılan acentelik sözleşmelerinde acenteye karşı dava açılabilmesi imkanı tarafların bu yöndeki iradesi ile ortadan kaldırılabilir. Acenteliğe ilişkin uygulamada var olan ancak önceki kanunda yer almayan bir diğer husus ise portföy tazminatıdır. Yeni Türk Ticaret Kanunu, Yargıtayca kabul edilmiş olan portföy (denkleştirme) tazminatı açık hüküm haline getirilmiştir. Ayoğlu’nun tebliğinde belirtmiş olduğu son husus ise acente ile müvekkil arasında yapılan rekabet yasağına ilişkin sözleşmelerdir. Yeni Türk Ticaret Kanunu bu sözleşmeleri hüküm haline getirmiş ve bunlara birtakım kriterler koymuştur. Bu sözleşmeler en fazla iki yıl için ve yazılı olarak yapılabilir. Ayrıca acentenin işlem yaptığı bölge ile sınırlı olarak düzenlenebilmektedir. Yani rekabet yasağının uygulanabileceği alan yer bakımından coğrafi sınırlamaya tabi tutulmuştur. Ayrıca, acente ile rekabet yasağı yapan tacir, acentenin rekabet etmeme borcuna karşılık olarak, acenteye belli bir tazminat ödeme yükümlülüğü altına sokulmuştur. Yani Ayoğlu’na göre burada tıpkı portföy tazminatında olduğu gibi bir denkleştirme söz konusu olacaktır. Buna karşılık söz konusu denkleştirmenin ne şekilde hesaplanacağı kanunda açıkça düzenlenmemiş olup mahkemenin takdirine bırakılmıştır.

Ayoğlu’nun sunumunun ardından katılımcıların sorularının cevaplandığı konferans sona ermiştir. Konferansın moderatörlüğünü yapan Ercüment Erdem, Galatasaray Üniversitesi Ticaret Hukuku Ana Bilim Dalı ile İstanbul Barosu tarafından yeni Türk Ticaret Kanunu’na ilişkin konferansların devam edeceğini ve bir sonraki oturumun bir ay sonra gerçekleşeceğini belirterek oturumu sona erdirmiştir. Galatasaray Üniversitesi ile İstanbul Barosu’nun işbirliğinde ilk etabı yapılmış olan konferanslar dizisi bundan sonra ileriki tarihlerde yapılacak oturumlarla devam edecek ve bu kapsamda yeni Türk Ticaret Kanunu’nun getirmiş olduğu bütün değişiklikler ve yenilikler inceleme alanı bulacaktır.

Uluslararası ve yerel şirketleri, finansal kuruluşları ve gerçek kişileri, ceza hukuku, ceza usul hukuku ve idare hukuku başta olmak üzere Türkiye’deki hukuki ihtiyaçları konusunda uluslararası standartlarda temsil eden Karakaya Hukuk Bürosu, insan haklarına saygı ve hukuk devleti ilkelerine dayalı ısrarlı bir hukuki mücadeleyi ilke edinmiştir. Büromuz gerçek ve tüzel kişilerin hukuki savunmaya en çok muhtaç olduğu branş olan ceza ve ceza usul hukuku alanında özel bir uzmanlığa sahiptir. Meslek içi eğitime büyük önem veren Karakaya Hukuk Bürosu’nun hizmet verdiği alanlarda geniş deneyime sahip yetkin bir hukukçu kadrosu bulunmaktadır. Ayrıca hizmet verdiği konularda uzman akademisyenlerle işbirliği yaparak müvekkillerinin ihtiyaç duyduğu çözümleri, geniş bir hukuki bilgi birikimine dayalı olarak geliştirmektedir.

Geliştirdiği yaratıcı hukuki çözümler sayesinde kısa sürede özellikle ceza hukuku alanında saygın bir konuma ulaşan Karakaya Hukuk Bürosu, uluslararası ticaret hukuku alanında Türkiye’nin ve dünyanın önde gelen hukuk büroları ile işbirliği yaparak müvekkillerin Türkiye’yi kapsayan ticari davalarına ceza hukuku yönünden uzman desteği sağlamaktadır.