*

Tesadüfen Elde Edilen Deliller - Betül Kondu

Açıklamalar
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 138. maddesinde özel olarak düzenlenen tesadüfen elde edilen deliller makalenin konusunun temelini oluşturmakla birlikte bu hüküm dışında tesadüfi delillerin varlığının kabul edildiği başka hükümler ve bu hükümlerin üzerinde doktrindeki tartışmalar vardır. Makalede de ana kuralı anlatmakla birlikte öğretideki tartışmalara da yer verilecektir. Öncelikle kısaca CMK m. 138 öncesine kısaca değinilecek, sonra ise CMK m. 138 ile birlikte genel olarak tesadüfi delillerin niteliğinden bahsedilecek. Sonrasında ise tesadüfen elde edilen delilleri temel alarak koruma tedbirleri incelenecektir. CMK m. 138 kapsamında düzenlenen arama ve elkoyma ve telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi incelenmekle birlikte, CMK m. 138’deki düzenleme dışında tesadüfen elde edilen delillerin kabul edildiği teknik araçlarla izleme ve gizli soruşturmacı koruma tedbirleri de değerlendirilecektir.

  1. Giriş

1412 sayılı Ceza Muhakemesi Usul Hukuku Kanunu’nda (CMUK) tesadüfi delilleri özel olarak ele alan bir düzenleme yoktu. Ancak CMUK m. 100’de arama tedbiri düzenlemesinin kapsamında ve arama tedbiri ile sınırlı olmak kaydıyla tesadüfi delillere ilişkin hüküm bulunmaktaydı. Bu hükme göre arama sırasında tesadüfen elde edilecek deliller geçici olarak elkonulacaktı . Ancak bahsedilen bu hüküm diğer tedbirler için uygulanamıyordu. Bu durum daha çok iletişimin denetlenmesi tedbirine sıkıntıya yol açıyordu. İletişimin Denetlenmesi ilk kez 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu’nda düzenlenmiş olmasına rağmen, bu kanunda da iletişimin denetlenmesi için özel olarak düzenlenmiş tesadüfen elde edilen delillere ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamaktaydı. Avrupa ülkelerinde tesadüfen elde edilen deliller sınırlı olmak kaydıyla kabul edilir. Özellikle bizim de dikkate aldığımız yasallık açısından Alman Federal Mahkemesi de tesadüfi delillerin kabul edilebilmesi için açık bir yasal dayanak olmasını aramaktadır .
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) ile birlikte özel bir düzenleme nihayet koruma tedbirleri ile ilgili hükümler arasında yer aldı. CMK m. 138 koruma tedbirleriyle ilgili genel bir düzenleme olup, hükümde sayılan tedbirlerle sınırlıdır. Ancak maddede sayılan koruma tedbirleri dışında olan tedbirler için de tesadüfi delillerin olabileceği hakkında hükümler bulunmakla birlikte öğretide de bu hükümlerin üzerine tartışmalar mevcuttur. Ayrıca CMK m. 138 Yargıtay’a göre de, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarih olan 01.06.2005 itibariyle uygulanan tedbirler için uygulanabilecektir. Dolayısıyla CMK’nın yürürlüğe girme tarihinden önce elde edilen tesadüfi deliller için uygulanamayacaktır . Böyle olmasında Ceza Muhakemesi Hukukunda kişi hak ve özgürlüklerini sınırlayan tedbirlerin yasayla düzenlenmesinin yani kanunilik ilkesinin esas olmasıdır . Ceza muhakemesi hukukunda da kişi hak ve özgürlüklerini sınırlayan tedbir ve işlemlerin yasayla düzenlenmesi esastır. Kanunilik ilkesinin esas kaynağı ise Anayasa’nın 13. maddesidir; temel hak ve özgürlükleri sınırlamanın ancak yasayla mümkün olduğu düzenlenmiştir. Ayrıca koruma tedbirleri genel olarak özel hayat dokunulmazlığı ile birlikte ince bir çizgide yer almaktadır. Bu durum Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) m.8’de korunan ve devletin saygı göstermesi beklenen özel hayattır. Devletin müdahalesi yasayla öngörülmüş olma, demokratik toplumun gerekliliklerinden biri olma ve meşru bir amaca dayanma şeklinde sayılan bu üç durumu içermek zorundadır. Dolayısıyla müdahalenin yasayla öngörülmüş olması, bu öngörmenin de açık, somut, ulaşılabilir, hukukun üstünlüğü ilkesine uygun içeriğe sahip olması gerekmektedir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda (CMK) 138. maddesinde özel olarak düzenlenen ve  “tesadüfi deliller” ifadesiyle yer alan makalenin konusu, kitaplarda “tesadüfen elde edilen bulgular” veya “rastlantı sonucu elde edilen deliller” şeklinde de yer almaktadır.
Tesadüfen elde dilen delilleri genel olarak inceleyecek olursak öncelikle en önemli koşullardan biri olan yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan bir delilin bulunması gerekliliğidir. Bu delil soruşturma veya kovuşturma dışı bir bulguya işaret etmelidir. Bu bulgu da diğer bir suçun işlendiği şüphesini veya farklı bir kişiye ilişkin suç şüphesini uyandırmak zorundadır. Bu delil isminden de anlaşıldığı üzere tesadüfen ortaya çıkmalı, bir nevi sürpriz olmalıdır. Hangi tedbir uygulanıyorsa o koruma tedbiri hukuka uygun bir kararla ve hukuka uygun şekilde gerçekleştirilmesi gerekir ki ancak o zaman elde edilen tesadüfi delil de var olabilsin. İlerde de bahsedeceğimiz üzere tesadüfi delil elde edilirken uygulanan tedbir orantılılık ve dürüst işlem ilkelerine aykırı olmamalıdır; kanun bu ilkeler göz ardı edilip dolanılmamalıdır

.

  1. CMK m. 138 Kapsamında Tesadüfi Deliller

Arama-Elkoyma Koruma Tedbirinde Tesadüfen Elde Edilen Deliller

CMK m. 138’de ve Adli Önleme Aramaları Yönetmeliği m. 10’da özel olarak düzenlenmiştir. MK m. 138’de tesadüfen elde edilen bir delil olması için aranan şartlar; arama veya elkoyma koruma tedbirlerinin uygulanması sırasında olması ve yapılmakta olan soruşturmayla ve kovuşturmayla ilgisi olmayan ve diğer bir suçun işlendiği şüphesini uyandıran delil olmalıdır. Bu delil niteliğini taşıdığında bu delil muhafaza altına alınıp, bu durum Cumhuriyet Savcılığına bildirilmelidir.  CMK m. 138’de CMK m. 116 ve devamında düzenlenen arama ve elkoyma tedbiri söz konusudur. Dolayısıyla bu hükümlere uygun bir şekilde karar alınmış ve bu hükümlere uygun bir şekilde tedbir gerçekleştirilmiş olmalıdır. Arama işlemi sıkı kurallara bağlanmıştır çünkü kişinin özel hayat dokunulmazlığı olan temel haklarından birine müdahale edilmektedir. Dolayısıyla hükümlerde güvenceler konulmuştur. Örneğin CMK m. 119 f.2’nin önemi büyüktür. Çünkü arama kararında neler olması gerektiği belirlenmiş olmakla birlikte aslında aranan şeyin somutlaştırılması gerektiği vurgulanmıştır. Aranan şeyin somutlaşması demek kararı icra eden kolluk görevlilerinin genel bir arama yapmasını engeller ve arama kararına konu olan kişinin de ne arandığını bilmesi ve hukuka aykırılık olup olmadığını tespit edebilmesini sağlar. Ancak uygulamada maddenin taşıdığı bu amaca ve içinde yer alan güvencelere pek de uyulmadığı söylenebilir. Örneğin arama kararlarında suç şüphesini uyandıracak her şey gibi ifadeler yer almakta, bazen arama yapan kolluk kuvvetleri dahi aranan somut şeyi bilmemektedirler. CMK m. 138’in amacı asıl delil aranırken, kolluk kuvvetlerinin önüne aranmayan kişi veya aranmayan eşya çıkması durumunda bunların kullanılabilmesini sağlamaktır; bunu sağlarken de sınırlarını çizmektir. Ancak yukarıda da bahsedildiği üzere asıl delil somutlaştırılmadığı takdirde, maddenin amacına aykırı bir delil ortaya çıkarma söz konusu olmaktadır. Ayrıca dikkat edilmesi gereken önemli hususlardan birisi de asıl delil bulunduktan sonra aramaya devam edilmesinin hukuka aykırılık teşkil edeceğidir. Dolayısıyla asıl delilin somutlaştırılması bu açıdan da önemli olup, tesadüfi delilin de hangi aşamaya kadar bulunu kabul edileceğinin de sınırını belirleyecektir.
Arama ve elkoyma tedbiri uygulanırken ve aslında tesadüfi delil elde etmenin de sınırını çizen orantılılık ve dürüst işlem ilkesine değinmek gerekir. Arama tedbirinin özel hayat dokunulmazlığına müdahale olması sebebiyle orantılı bir şekilde yapılması önem taşır. Örneğin, yakalama amaçlı arama yaparken arama yapılan yerdeki diğer kişilerle ilgili arama yapılamayacaktır. Dürüst işlem ilkesi ise tesadüfen elde edilen delil aslında asıl delil niteliği taşıyor ve o eşyanın bulunması hedefleniyorsa ancak bu durum açıklanmaksızın başka bir suç yaratılıp o suç üzerinden arama yapılması durumunda ortaya çıkar. Paravan suç yaratılması ile kanun dolanılır. Bu arama hukuka aykırı olacaktır. Dolayısıyla asıl delil veya tesadüfen elde edilen delil her ikisi de hukuka aykırı olacağından CMK m. 217 f.2’ye göre hükme esas alınmayacaktır .
Bu ilkelerle birlikte ele alındığında tesadüfen elde edilen delilin en önemli niteliklerinden biri olan sürpriz olması da hukuka uygunluğu belirleyecektir. Örneğin, büyük bir makine çalınması üzerine hırsızın evinde yapılan aramada çıplak gözle yapılan aramanın makul olacağı kabul edilir. Ancak eğer kolluk görevlileri bu makineyi arama amaçlı gittikleri yerde örneğin yatak aralarına veya küçük çekmecelere bakıyorlarsa bu durumda sürpriz bir şeyin bulunması hukuka uygun olmayacaktır. Çünkü kararı ve amacı aşan hukuka aykırı bir arama olacaktır. Buna karşın çıplak gözle yapılan aramada sürpriz bir şekilde ortaya çıkan bir bulgu hukuka uygun arama sürdürüldüğü için o da hukuka uygun olacaktır .
Aramanın amaçlarına göre ayrılması ile oluşan yakalama amaçlı ve delil elde etme amaçlı arama ayrımı tesadüfen elde edilen deliller için bir değişiklik getirmeyecektir. Tesadüfi delil özelliklerini taşıyan ve hukuka uygun karar ile hukuka uygun başlayıp hukuka uygun süren bir arama işlemi sırasında ortaya çıkan bulgular kullanılabilecektir .
Vurgulandığı gibi hukuka uygun arama kararı ve hukuka uygun başlayan ve süren arama işlemi olması önemlidir çünkü bunların birinin yokluğunun yaptırımı elde edilen bulguların delil değerini yitirmesidir. Asıl delillerle birlikte tesadüfen elde edilen deliller de hukuka aykırı olup delil değerini kaybedeceklerdir . AY m. 38’de, CMK m. 206’da ve CMK m. 217’de bu durum vurgulanmıştır ve kişilerin aleyhine veya lehine hiçbir durumda kullanılamayacağı, hiçbir şüpheye sebep olmamakla birlikte hükme esas alınamayacağı belirtilmiştir. Ancak bunun da bir sınırı vardır, o da hukuka aykırılığın sadece o tedbiri ve tedbirden elde edilen deliller kapsayacağıdır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun verdiği bir kararda da vurgulandığı gibi arama hukuka aykırı ise, bu sadece o aramanın ve bunun neticesinde elde edilen delili hukuka aykırı hale getirecektir; sadece bir aramanın hukuka aykırı olması o kişiyle ilgili olarak tüm soruşturma içeriğini hukuka aykırı hale getirmeyecektir ve yasak ispat aracı kılmayacaktır . Burada hukuka aykırı delillerin niteliğine ve kullanım sınırlarına değinilemeyecektir. Ancak Türk hukukunda “zehirli ağacın meyvesinin de zehirli olacağı” şeklinde ifade edilen teori kabul görmektedir. Bu teori vasıtasıyla denilebilir ki hukuka aykırı olan bir karar ile veya hukuka uygun kararın hukuka aykırı olan uygulaması neticesinde elde edilen her türlü bulgu hukuka aykırı olacaktır. Hukuka aykırılık olacağından dolayı o delilin hukuksal dayanağı da ortadan kalkmış olacaktır. Ancak doktrinde bu teoriyi temel alarak farklı görüşleri olanlar da vardır. Bir görüşe göre; hukuka aykırı bir arama yapılması sırasında bir kişinin yakalanması, hukuka aykırılık sonucunda elde edilen eşya delil değerini yitirmesine karşın hukuka aykırı olmayacaktır; çünkü aranmakta olan kişinin yakalanıp serbest bırakılması ve hiç yakalanmamış gibi işlem yapılması mümkün olmayacaktır; olmamalıdır . Bir diğer görüşe göre ise, arama hukuka aykırı olduğunda arama kararına konu olan kişinin farklı bir suçu işlediğine dair elde edilen tesadüfi delil hukuka aykırı olmasına karşın, eğer soruşturma ve kovuşturma dışında 3.kişinin farklı bir suç işlediğine dair tesadüfen elde edilen delil arama hukuka aykırı olsa dahi kullanılabilmelidir. Bu görüşe göre CMK m.138 f.1’e göre bu delilin kullanılabilmesi hukuka uygun olacaktır ve aksini gösteren bir hukuksal dayanak da yoktur .

Özel olarak CMK m. 130’da düzenlenen avukat bürolarında arama ve elkoyma işleminde ise tesadüfen delil elde etme imkanı sunulmamıştır. Asıl delil dışında hiçbir bulgu delil değerini kazanamayacaktır.
Bir başka özel olarak düzenleme olan bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde aramada ise tesadüfen delil elde etme mümkündür. CMK m. 138’e uygun bir şekilde elde edilen tesadüfi deliller kullanılabilecektir. Ancak bir görüşe göre CMK m. 135’teki iletişimin denetlenmesi koruma tedbiri gibi bilgisayarlardaki arama tedbiri de katalog suçlarla sınırlı olmalıdır. Çünkü iletişimin denetlenmesi gibi hatta aynı derecede özel hayata müdahale söz konusudur. Ayrıca tesadüfen elde etme diğer tedbirlere nazaran daha kolaydır. Bu sebeplerle belli ağırlıktaki suçlarla ilgili yapılmalıdır. Şu anki düzenlemede böyle bir sınırlama bulunmamaktadır.
Arama ile ortak anlatımla yukarıda bahsedilen elkoyma için de anlaşıldığı üzere aynı şartlar ve öğretideki görüşler geçerli olacaktır. Ancak CMK m. 138 f.1’e göre genel olarak elkoyma tedbiri uygulanırken yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve fakat farklı bir suçun işlendiği şüphesini uyandıran bir delil elde edilirse bu delil koruma altına alınıp, durum Cumhuriyet savcılığına derhal bildirilmelidir şeklinde ifade edebiliriz .

 

  1. Telekomünikasyon Yoluyla İletişimin Denetlenmesi Koruma Tedbirinde Tesadüfen Elde Edilen Deliller

Telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi tedbiri için tesadüfen elde edilen deliller ile ilgili CMK m. 135’ten önce CMUK’ta herhangi bir hüküm bulunmamaktaydı. Uygulamada ise maddedeki “sanığa gönderilen mektuplardan ve sair mersuleden” ifadesine dayanarak kıyas yapılıyor ve denetim sağlanıyordu . Ancak doktrin bu durumu çok eleştiriyordu. Daha sonradan 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu yürürlüğe girdi ve ilk kez kanunda iletişimin denetlenmesi yer aldı. Ancak 4422 sayılı kanunda da iletişimin denetlenmesi tedbiri düzenlenmiş olmasına rağmen tesadüfen elde edilen delillere ilişkin herhangi bir içeriğe sahip değildi. Hatta bununla ilgili Yargıtay CGK  “Haklarında dinleme kararı bulunmayan üçüncü kişiler arasından geçen konuşmaların, tesadüfen elde edilen suç kanıtı olarak değerlendirilebilmesi için 4422 sayılı Yasada açık bir hükmün bulunması gerekir. 4422 sayılı Yasada bu konuda herhangi bir hüküm yer almadığı gözetildiğinde bu konuşma tutanağı yasa dışı elde edilmiş kanıt niteliğinde olup, 5271 sayılı CMK’nın 138. maddesine göre de bu tutanağa yasal bir kanıt değeri verilebilmesi olanaksızdır. Zira tesadüfen elde edilen bu kanıt, görevde yetkisi kötüye kullanma suçu ile ilgili olup, bu suç 135. Maddede sayılan katalog suçlar arasında yer almadığından, yasa dışı elde edilmiş kanıt niteliğindedir. Yasa dışı elde edilmiş kanıtın ise soruşturma ve kovuşturma aşamalarında kullanılmalarına olanak bulunmamaktadır.” şeklinde bir karara da varmıştır. 4422 sayılı kanun döneminde de hatırlatmak gerekirse CMUK m. 100 sadece arama koruma tedbirine ilişkindi, bu sebeple kullanılamıyordu .
5237 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ile hem iletişimin denetlenmesi koruma tedbiri olarak kanunda yer aldı (CMK m. 135) hem de bu tedbir kapsamında elde edilen tesadüfi deliller de (CMK m. 138 f. 2) özel olarak düzenlenmiş oldu. CMK m. 138’in gerekçesi ise, “Madde, arama sonunda, aramanın esasını oluşturan soruşturma ile ilgisi bulunmayan ve fakat diğer bir suç şüphesini harekete geçirecek şeylerin bulunması halinde yapılacak işlemi göstermektedir. Bu eşyaya geçici olarak el konulacak ve durum Cumhuriyet savcılığına, geciktirilmeksizin bildirilecektir.”
CMK m. 138 f. 2’e göre telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi koruma tedbiri sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve CMK m. 135 f.6’daki sayılan suçlardan birisinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilmesi halinde, bu delil muhafaza altına alınacak ve Cumhuriyet Savcılığına derhal bu durum bildirilecektir .
CMK m. 138 f.2’den yapılan atıfla CMK m.135 f.6’daki katalog suçlarla sınırlı olunduğu anlaşılır. Dolayısıyla hukuka uygun bir kararla ve hukuka uygun bir şekilde uygulanan iletişimin denetlenmesi tedbiri sırasında ortaya çıkan ve soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan herhangi bir suç şüphesi oluşturan bulgunun tesadüfi delil niteliği taşıyabilmesi için CMK m.135 f.6’daki katalogdaki suçlardan biri üzerinde şüphe oluşturması gerekir. Katalog dışı bir suça ilişkin bulgular tesadüfi delil niteliği taşıyamayacaktır .
Öğretide katalog dışı suçların kullanımı için farklı görüşler mevcuttur. Bunlara değinmek gerekir;

  1. Katalog dışı ve hukuka uygun elde edilen bulgularla soruşturma başlatılamaz ve bu bulgular delil başlangıcı olamaz. CMK m.138 f.2 özel hükümdür.  Her ne kadar Türk Ceza Kanunu (TCK) m. 279’da kamu görevlisinin suçu bildirim görevi olsa da ve açıkça böyle bulguların kullanımına ilişkin yasak olduğuna dair bir hüküm olmamasına rağmen, CMK m. 138 f. 2 özel bir hüküm olduğu için kullanılamaz.

AY m. 38 f. 6’da açıkça kanuna aykırı olarak elde edilen bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği belirtilmiştir. Katalog dışı elde edilenler de kanuna aykırı elde edilmiş sayılacağından, delil olarak kullanılmamaları gerekir bu düşünceye göre. Ayrıca CMK m.138 f.2’ye göre katalog dışı bulunan bulgular delil olarak kabul edilemeyeceğinden muhafaza altına alınıp Cumhuriyet Savcılığına gönderilmeleri de söz konusu olmayacaktır .
Bir başka görüşe göre ise Türk Hukuku’nda sistem vicdani delil sistemi olması sebebiyle eğer bu delil soruşturma başlangıcı dahi olarak kullanılsa, soruşturma başlangıcı olmakla sınırlı kalamayacak ve hakim hükme esas alamasa dahi etkilenebilecektir. Bu sakıncası sebebiyle de kullanılmaması gerekir .
Bir diğer görüşe göre ise amaçla bağdaşmayacağı gibi, kötü niyete açık bir kapı bırakılmış olacaktır. Katalog dışı suç olduğunda iletişimin denetlenmesi tedbiri uygulanamayacağından ancak tesadüfi delil elde edilmesi yoluyla katalog dışı suça ilişkin delil elde etmek için paravan bir suç oluşturup kanun dolanılmasına açık hale getirilir .
Meşru olmayan hukuka aykırı bir temel üzerine hukuka uygun bir şeyin bina edilmesi imkansız görülmektedir . Hatta bu bulgunun muhafaza edilmemesi, derhal yok edilmesi gerektiği savunulmakta, bu durumun temel hak ve özgürlüklere müdahalenin istisnai halini teşkil ettiğini ve genişletilemeyeceğini ve delil yasaklarının doğal sonucu olduğu da savunulmaktadır. Ancak Özbek’e göre muhafaza edilmemekle beraber durum derhal Cumhuriyet Savcılığına bildirilmeli ve CMK m. 160’ a göre savcı harekete geçmelidir . KUNTER/YENİSEY/NUHOĞLU da bu yönde düşünmektedir .

  1. Katalog dışı ve hukuka uygun elde edilen bulgular soruşturma başlangıcı olarak kullanılabilir ancak hükme esas alınamayacaktır . Bu görüşte olanlar CMK m. 138 f.2’de herhangi bir yasak olmadığını ve TCK m. 279’da da kamu görevlisine ilgili makamlara bildirim yükümlülüğünü yerine getirmesi sebebiyle bu bulgunun da bildirilmesi gerektiği  (CMK m. 138 f.2’den tek farkın da derhal bildirim şartı aranmaması olduğunu) kabul edilmektedir. Ayrıca ilgili yönetmeliğin dokuzuncu maddesinin altıncı fıkrasında dinleme ve kayda alma işlemi sırasında elde edilen tüm verilerin Cumhuriyet Savcılığına gönderileceği belirtilmiştir. Bu görüşe göre CMK m. 206 f.2 ve m. 217 f.2 bu delillerin hükme esas alınamayacağını düzenlemişlerdir, halbuki burada bahsedilen soruşturma başlangıcı olduğundan dolayı kullanılması mümkündür; soruşturma başlatılmasına engel yoktur.

Ayrıca bu görüşte olanlar, tesadüfi delilin tedbir hukuka aykırı olmadığı müddetçe hukuka aykırı delil olamayacağını söylemektedirler. Bu deliller ihbar niteliğinde savcıya ulaştırılacaktır. Savcının görevi ihbarın yasallığını değil, iddianın yasallığını araştırmaktır. Zaten ihbarın hukuka aykırılığı şeklinde bir durum da yoktur. İhbar kabul edilip soruşturma başlatılacak ve başka delil elde etmek için diğer soruşturma araçlarına başvurulacaktır ve bu ihbarı yerine getiren delil ispat açısından delilleri destekleyici olarak kullanılamayacaktır.
Diğer bir görüşe göreyse delil olarak kullanılamasa da kişi veya suç hakkında karar alınması için gereken şüpheye etki edecektir bu bulgu .

  1. Bir başka görüşe göre de asıl delilleri destekleyici olarak hükme esas alınabilmeleri mümkündür. Ancak destekleyici olmaktan öteye geçemeyecektir.
  2. Bir diğer görüşe göre ise, eğer başka yolla elde etme imkanı yoksa, bizatihi hukuka aykırı delil sonucu elde edilmişse yani bu delilin zorunlu sonucu ise bu durumda geçersiz olacaktır. Ancak başka yolla ulaşma imkanı olması durumunda bu delil de kullanılabilecektir.

Telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi tedbiri uygulanırken örneğin telefon dinlenirken elde edilen ve CMK m.138 f.2 şartlarını taşıtan tesadüfi delillerin hukuka uygun kabul edilebilmesi ve kullanılabilmesi için gerekli bir işlem daha vardır. Bu da tesadüfi delilin elde edildiği an vakit kaybedilmeksizin durumun derhal savcılığa bildirilmesidir; böylece ilk dinleme soruşturmaya esas alınabilecektir. Eğer bildirilmeyip dinlemeye devam edilirse yeni bir tesadüfi delil elde edilmesi veya edilmemesi durumunda bulunan tesadüfi deliller hukuka aykırı olacaktır ve bu delil kullanılamayacaktır. Bu durum CMK m. 138 f.2 düzenlemesine aykırılık teşkil edecektir .
Telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi tedbiri üzerinden tesadüfen elde edilen deliller ile ilgili karıştırılan birkaç noktaya değinmek gerekir:

  1. Bağlantılı Suçlar ile Tesadüfen Elde Edilen Deliller

CMK m. 138 f.2’den yapılan atıfla birlikte CMK m. 135 f.6’daki katalog kapsamındaki suçla birlikte işlenen katalog dışı suç olduğunda bu suçun tesadüfi delil olup olmadığı düşünülebilir. Örnek verecek olursak silahla adam öldürme suçu ile bağlantılı olarak gasp suçu işlendiğinde veya daha çok görünür olan örgüt kurma suçu ile birlikte örgüt faaliyeti içinde işlenen suçlar meydana gelince katalog dışı olan suç tesadüfi delil olarak değerlendirilmemelidir. Böyle değerlendirilmemekle birlikte bağlantılı suçlara ilişkin elde edilen deliller ceza yargılanabilmesinde kullanılabilmelidir. Çünkü burada söz konusu olan delil soruşturma ve kovuşturma konusu suç ile ilgilidir, birbirleriyle bağlantılıdır. Ancak bu kullanımı geniş yorumlamamak gerekir. Dar yorumlamak gerekirse, bağlantılı suçun gizleme maksatlı veya daha çok fayda sağlama maksatlı yapılması olabilir. Bu yorumlama ile bağlantılı olan suç soruşturma veya kovuşturma ile ilgili kılınır. Alman Ceza Muhakemesi’nde de bağlantılı suçlara ilişkin deliller kullanılabilmektedir. Ancak Yargıtay’ın bu duruma ilişkin özel kararı yoktur. Ancak uyuşturucu ticareti suçu ile birlikte uyuşturucu bulundurma suçuna ilişkin bağlantılı suçlarda kullanılan deliller sebebiyle de bozma kararı vermemiştir .

  1. İştirak Hali ve Tesadüfen Elde Edilen Deliller

İştirak halinde suç ortakları söz konusu olmakta ve aslında soruşturma ve kovuşturmayla çok yakından ilgilidirler. Halbuki tesadüfen elde edilen deliller yapılan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan bulgulardır. Örneğin A hakkında insan ticareti suçu sebebiyle iletişimin denetlenmesi kararı verilmiş ve dinleme sırasında da müşterek fail veya yardım eden sıfatı taşıyan B ve C hakkında da delillerin elde edilmesi bu durumda tesadüfi delil olmayacaktır çünkü soruşturma kapsamında olan delillerdir. Koruma tedbiri kararı zaten soruşturma ve kovuşturmayla ilgili olan delil elde etmek için alınır. Eğer iştirak halindekileri dahi dışarıda tutsa idik, tedbir esnasında her ilgili bulgu için karar almak gerekirdi.

  1. Fikri İçtima Hali ve Tesadüfen Elde Edilen Deliller

TCK m. 44’te düzenlenen fikri içtima hali kısaca ifade edilmesi gerekirse tek fiilin neticesinde ortaya birden fazla suçun ortaya çıkmasıdır. Bir başka deyişle görünürde tek bir maddi vakıa olsa dahi sonucunda birçok suç ortaya çıkmış olur. Dolayısıyla ortaya çıkan suçların hepsi soruşturma ve kovuşturma ile ilgili suçlardır. Tesadüfi delil olamayacaktır. Buna ilişkin öğretide verilen örneğe gelecek olunursa; şehir içi parkta eşine cinsel saldırıda bulunan kişinin yaptığı tek fiil olsa da ortaya TCK m.102 f.2’deki cinsel saldırı suçu ve TCK m. 225’teki hayasızca hareket suçu çıkacaktır. TCK m. 102 f.2 katalogdaki suçlardan olup şikayete tabidir. TCK m. 225 ise katalog dışında bir suçtur. Fikri içtima halinde daha ağır suç ele alınıp, o suçun cezasına göre kişinin cezası da belirlenir. Bu halde zaten ağır suç ele alındığından ve katalogda olduğundan tedbir uygulanabilecek ve deliller her ikisi için de kullanılabilecektir. Ancak eğer ağır suç soruşturulamıyorsa bu durumda hafif suç üzerinden delillerin kullanılabileceği kabul edilmektedir. Örneğin saldırıya uğrayan eş daha sonradan şikayetten vazgeçerse bu durumda, o suç için uygulanan tedbir vasıtası ile elde edilen deliller tüm suçlar için kullanılabilmelidir. Bu deliller tesadüfi delil niteliği taşımayacaktır soruşturma ve kovuşturmayla ilgisi olduğu kabul edilmektedir.

  1. Hukuki Niteliğin Değişmesi ve Tesadüfen Elde Edilen Deliller

CMK m. 135 f. 6’da sayılan suçlardan biri üzerine alınan iletişimin denetlenmesi koruma tedbiri, maddi vakıa aynı olmasına karşın o maddi vakıa üzerinde tespit edilen hukuki niteliğin değişmesi ile hem tedbirin hem de elde edilen delillerin ne olacağı burada incelenecektir.
Öncelikle hukuki niteliğin değiştiği tespit edildiği an devam edilen tedbir hukuka aykırı olacaktır ancak öncesinde elde edilen deliller hukuka uygunluklarını koruyacaklardır çünkü hukuki dayanaklarını oluşturan tedbir kararı hukuka uygunluğunu koruyacaktır. Ancak sonrasında yeni tespit edilen suç eğer CMK m. 135 f. 6’daki katalog suçlardan biri ise ve CMK m. 135’teki diğer şartları da sağlıyorsa yeni bir tedbir kararı alınacak ve yen tedbir kararından sonra elde edilen deliller hukuka uygun olacaktır. Eğer CMK m. 135 şartları hukuki nitelendirmenin değişmesi sonucu ortaya çıkan suç için sağlanamıyorsa artık tedbire devam edilemeyecektir; edilse dahi hukuka aykırı olacaktır.
Bu durumda dikkat edilmesi gereken nokta maddi vakıanın yanı soruşturma veya kovuşturma konusunu oluşturan fiilin değişmemesi, sadece bu vakıaya ilişkin hukuki nitelendirmenin değişmesidir. Dolayısıyla elde edilen deliller tesadüfi delil olmayacaktır çünkü soruşturma veya kovuşturma konusu dışında bir bulgu bulunmamıştır. Buna genelde öğretide rüşvet suçu hukuki nitelendirmesinin daha sonradan elde edilen delillerle irtikap suçu nitelendirmesine dönüşmesidir.

  1. Telekomünikasyon Yoluyla İletişimin Denetlenmesi Tedbirinde Telefonun 3. Kişilerce Kullanımı

Örnekler üzerinden anlatılmasında fayda vardır; birinci durumda A’nın üzerine kayıtlı bir telefon üzerinde tedbir kararı alınmış olmasına rağmen daha sonradan anlaşıldığı üzere A üzerine kayıtlı bu telefonu B’ye kalıcı olarak vermiştir. Bu durumda A için karar alınmasına rağmen B üzerinde uygulanan tedbir hukuka aykırı olacaktır ve tabii bu durumda tesadüfi delilden bahsedilemeyeceği gibi soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olan delillerin hukuka uygunluğundan da bahsedilemeyecektir.
İkinci durumda ise, A’nın üzerine kayıtlı bir telefon üzerinde tedbir kararı alınmıştır ancak A, B’ye bu telefonu geçici süreyle vermiştir. Bu durumda tedbir hukuka aykırı olmayacaktır ve B hakkında elde edilen soruşturma veya kovuşturma ile ilgisi olmayan deliller gerekli şartlar sağlandığında tesadüfi delil niteliği taşıyacaktır. Yargıtayın vermiş olduğu bir kararda, iletişimin denetlenmesi kararı verilen telefonla üçüncü kişilerin yapmış olduğu görüşmelerin dinlenmesi ile elde edilen delilleri tesadüfi delil olarak nitelendirmiş ancak sonuç olarak CMK’nın yürürlükte olmadığı bir tarihte bu tedbirin alınması sebebiyle tesadüfi delil olarak değerlendirmek için gerekli olan hüküm bulunmadığından elde edilen delilleri tesadüfi delil olarak kabul etmemiştir . Ancak bu konuda öğretide farklı düşünceler de mevcuttur. Bu ikinci durumda B hakkında bulunanların tesadüfi delil teşkil etmesini savunan görüşe karşın bu görüşü çok geniş yorumlama yapıldığına dair eleştirenler vardır.

 

  1. CMK m.138 dışında yer alan Tesadüfen Elde Edilen Deliller
  1. Teknik Araçlarla İzleme Tedbiri ve Tesadüfen Elde Edilen Deliler

CMK m. 140’ta düzenlenen teknik araçlarla izleme koruma tedbiri kapsamında tesadüfen elde dilen delillerin varlığı tartışmalıdır. CMK m. 138’de bu tedbirle ilgili bir düzenleme yoktur. Dolayısıyla CMK m. 138 CMK m.140’ı kapsamamaktadır. Ancak ilgili yönetmeliğin 22. maddesi teknik araçlarla izleme sırasında tesadüfen elde edilen delillere ilişkin özel bir düzenlemedir. Buna göre teknik takip sadece soruşturma aşamasına özgü bir koruma tedbiri olması sebebiyle teknik takip sırasında ortaya çıkan ve soruşturma ile ilgisi olmayan ve CMK m. 140’taki katalog suçlardan biri olan suç ile ilgili şüphe uyandıran bir delil elde edilmesi halinde bu delil muhafaza edilip Cumhuriyet savcısına derhal bildirilmelidir. Yönetmelik m. 22 tesadüfen elde edilen delilleri düzenlerken, bu bulguların delil niteliği taşıması için sınırlı suçlarla sınırlamıştır. Ancak Yönetmelik ile düzenlenmesi ve kanun ile düzenlenmemesi öğretide görüş ayrılığına neden olmuştur. Öğretideki çoğunluk, Yönetmelik m. 22’nin kanuna aykırı olması sebebiyle ve koruma tedbirlerinin kanunilik ilkesine tabi olması sebebiyle Yönetmelik hükmünün iptal edilmesi gerektiğini veya kanunda da ayrıca düzenlenmesi gerektiğini savunmaktadır. Ancak zorunlu olarak, Yönetmelik m. 22 iptal edilene kadar uygulanabilecektir. Kanunilik ilkesine daha önce değinmiş olunmasına rağmen, üstünden geçmekte yarar vardır. AİHS m.8’e göre devlete kişilerin özel hayatların saygı duyma yükümü getirilmektedir. Ancak kişilere verilen bu hak mutlak haklardan biri değildir. Bu sebeple devletin müdahalesinin hukuka uygun olacağı bazı haller mevcuttur. Bu hallerin varlığı ise yine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihatları ile belirlenen kıstaslara göre değerlendirilecektir. Bu kıstaslardan biri de müdahalenin yasayla öngörülmesidir. Ancak bu öngörme soyut, muğlak olmayıp aksine somut ve açık olmalı, kişilerin ulaşabileceği bir yasa olmalı ve keyfiliği engelleyen hukukun üstünlüğü ilkesine uygun olmalıdır. Anayasa’da da bu duruma uygun olarak düzenlenen m. 13’e göre ise temel hak ve özgürlükler ancak yasa ile sınırlandırılabilecektir. Ayrıca bu görüş CMK m.138’den kıyasla teknik araçlarla izlemede tesadüfi delillerin kullanılabileceğini de kabul etmemektedir. Çünkü kıyas yapılabilmesi için öncelikle yasada bilinçsizce bırakılan bir boşluğun varlığını kabulü gerekmektedir. Yasa koyucunun iletişim denetlenmesi ve arama ve elkoyma tedbirleri için düzenleme yapıp, teknik araçlarla izleme tedbiri için düzenleme yapmayı unuttuğunu söylemek mantık dışı olacaktır. Bu sebeple tesadüfen elde edilen delillerin kullanılmasının kıyasen teknik araçlarla izlemede de uygulanması kabul görmemektedir .
Bu mevzuatları dikkate alan bu görüş, yönetmelikle böyle bir sınırlandırmanın yapılamayacağını savunmaktadır. Diğer görüşe göre ise, tesadüfi delil her alanda kullanılabilmelidir Kanun ancak bu delillerin kullanımını daraltabilir. Yönetmelik de her konuda kullanılabilecek delili katalogda sınırlandırdığı için kanuna aykırı olmayacaktır. Yönetmelik m. 22’nin kullanılması yönünde olan bir diğer görüş de, CMK m. 140 f.4’ün ima yolu ile Yönetmelik m. 22 ile birlikte kullanılacağı ve tesadüfen elde edilen delillerin kullanılabileceğini savunur.

 

  1. Gizli Soruşturmacı Tedbiri ve Tesadüfen Elde Edilen Deliller

Gizli soruşturma tedbiri her ne kadar kanunda soruşturma ve kovuşturmada uygulanabilecek bir koruma tedbiri olarak yazılsa da, niteliği gereği soruşturma aşamasında uygulama bulur.
CMK m. 139 f.4’ün ifadesi ile kişisel bilgiler soruşturma veya kovuşturma dışında kullanılamayacaktır. Maddede yer alan kişisel veri kavramını inceleyecek olursak, kişiyi belirli veya belirlenebilir nitelikte kılan verilerdir. Kişisel veri olabilmesi için ölçüt, kişinin kimliğinin belirlenebilmesine imkan sağlayan verilerdir. Kişisel veriler yalnızca gerçek kişilere ait olan verilerdir. Örneğin, bir tabanca ele geçtiğinde kalibresi kişisel veri olmayacaktır buna karşı tabanca üzerinde bulunan parmak izi ise kişisel veri olacaktır. Bir başka örnek verecek olursak, örgüt başkanının bardağından alınan DNA örneği kişisel veri niteliği taşır ancak bir başka yerde suç şüphesi doğuracak şekilde bu DNA örneği olan veriden bulunursa bu veri kullanılamayacaktır. Çünkü soruşturma dışında kalan bir başka soruşturma dışında kişisel veri kullanılamamaktadır.
Bu durumda akla kişisel veri olmayan ve tesadüfen elde edilen deliller akla gelmektedir. Öğretide ve uygulamada kabul gören görüş, kişisel veri olmayan ve CMK m. 139 f.7’de yer alan katalog suçlardan birine dair şüphe oluşturan bulgu tesadüfi delil olacaktır. Bu görüşe göre, m.139 f.6’nın mefhum-u muhalifinden yani zımni olarak tesadüfen elde edilen bulgunun eğer katalog suçlardan biri ise kullanılabileceği anlaşılmaktadır. Ayrıca ilgili Yönetmelik m. 30’da gizli soruşturmacı tedbiri sırasında elde edilen tesadüfi delilleri düzenlemektedir. Ancak bu durum teknik araçlarla izlemedeki gibi değerlendirilemeyecektir. Çünkü teknik araçlarla izleme ile ilgili olan Yönetmelik m. 22 kişi hakkına müdahale şeklinde yorumlanabilmektedir çünkü kişi haklarını sınırlandırma şeklindeki düzenlemeler ancak kanunlarla yapılmalıdır. Ancak buradaki durum kişi haklarını sınırlamamakla birlikte, denetimi arttırmakta katalog suçlarla sınırlı hale getirilmektedir. Sonuç olarak kişisel bilgi ve soruşturma ile ilgisi olmayan bulgular maddede yer alan katalog suçlarından birinin şüphesini oluşturuyorsa tesadüfi delil niteliği taşıyacaktır . Ancak bu konuda farklı düşünen HAKERİ’ye göre, kişisel veri olmadığı sürece yasak delil düzenlemesi yoktur. Dolayısıyla katalogda olmayan suçlar için de tesadüfi delil mümkündür. Kişisel veri olduğunda zaten katalog olmasına bağlı kalmaksızın kullanılamayacaktır çünkü kişisel veriler için kullanma ve değerlendirme yasağı düzenlenmiştir.
Örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlara ilişkin gizli soruşturmacı tedbiri vasıtasıyla elde edilen delillere ayrıca değinmek gerekir. Örgüt faaliyeti kapsamında olmayan ve kişisel bilgi niteliği taşıyan suçlara ilişkin delillerin başka soruşturmada kullanılması hukuka aykırı olacaktır. Ancak delilin örgüt faaliyeti kapsamında olup kanunda yazılı olan katalog suçlardan birisi olmaması durumunda ise, TCK m. 220 f. 4’te örgüt faaliyeti içerisinde işlenen diğer suçlardan cezaya hükmetme düzenlendiğinden delillerin kullanımı hukuka uygun olacaktır. Örnek verecek olursak, katalog suçlarından biri olan tefecilik suçu ile katalogda yer almayan ve kişisel bilgi içermeyen delillerle tespit edilen tehdit suçu örgüt faaliyeti içinde gerçekleştirildiğinden delilin kullanımı hukuka uygun olacaktır. Ancak örgüt faaliyeti içinde işlenen tefecilik suçu dışında örgüt faaliyeti dışında işlenen adam öldürme suçuna ilişkin deliller kullanılamayacaktır. Bir başka durumda örgüt faaliyeti içinde işlenen tefecilik suçu dışında uyuşturucu ticareti suçunun işlenmesi örgüt faaliyet olduğu ve kişisel ilgi olmadığı için hukuka uygun olacaktır. Ancak tefeciliğin yanında uyuşturucu kullanma amacıyla bulundurma suçu olduğunda kişisel bilgi niteliği taşıdığından o soruşturma dışında kullanılamayacaktır. Bir diğer örnekte ise, örgüt faaliyeti olan uyuşturucu imal ve ticareti suçu dışında faaliyet dışı olmakla birlikte ticareti kolaylaştırmak için işlenen adam öldürme suçu ile ilgili deliller de hukuka uygun olarak kullanılabilecektir. Buna karşın kişisel anlaşmazlık sebebiyle işlenen adam öldürme suçu örgüt faaliyeti dışında ve kişisel bilgi olduğu için kullanılması hukuka aykırı olacaktır .

 

  1. Tesadüfen Elde Edile Delillerin Derhal Bildirilmesi Gerekliliği

Tesadüfi elde edile deliller istisnayı oluştururlar yani kural olan delil elde etme yöntemleriyle elde edilmiş deliller değildirler. Tesadüfi deliller bir soruşturmanın hareket noktası olabilirler. Derhal durumun bildirilmesinin telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi tedbirinde önemini ilgili bölümde belirtmiştik; derhal bildirilmeyen tesadüfi delilin varlığı hukuka aykırı bir dinleme teşkil ettiğinden hukuka aykırı olacaktır . Dolayısıyla derhal bildirilmelidirler ki gecikmeksizin Savcı görevini yerine getirebilsin ve soruşturma konusu ile ilgili başka deliller toplayabilsin. CMK 160 vd. göre Savcı hemen işin gereğini araştırmaya başlayacaktır.

 

  1. Sonuç

Tesadüfen elde edilen deliller normal elde edilen deliller gibi kişi hak ve özgürlüklerini sınırlamaları sebebiyle AİHS m. 8 ve AİHM içtihatlar çerçevesinde ve AY m.13’te yer alan ve Ceza Muhakemesi Hukuku ilkelerinden biri olan kanunilik ilkesine uygun olarak yasa ile düzenlenmesi gereken konulardan biridir. CMK m.138 öncesinde koruma tedbirlerinden yalnızca bir tanesi olan aramaya yönelik iken sonrasında arama ve elkoyma ve iletişimin denetlenmesi olarak genişletilmiştir. Ancak bunlara uygulamada ve öğretideki teoriler ile birlikte teknik araçlarla izleme ve gizli soruşturmacı dahil edilmiş olmasına rağmen özellikle teknik araçlarla izleme tedbiri için tesadüfi delillerin kullanılamayacağına ilişkin karşıt görüşler baskındır. Bu eleştirilere çözüm olarak kanun koyucunun yapacağı açık, somut ve hukukun üstünlüğü ilkesine uygun olan keyfiliği engelleyecek düzenlemelerdir. Ayrıca kanun koyucudan farklı kişiler hakkında suç şüphesi oluşturan tesadüfen elde edilen delillerin kullanılması bakımından da öğretide farklı görüşler olması sebebiyle bu konuyu açıklığa kavuşturacak ayrıntılı düzenlemelerin de yapılması beklenir.

 

 

 

 

KAYNAKÇA
Aksoy, Ş. (2007). AİHM, Uluslararası yargı ve Yargıtay Kararlaı Işığında, Önleme ve Koruma Tedbirleri Olarak Arama. Ankara: Seçkin.
Aydın, M. (2009). Arama ve Elkoyma . Ankara: Seçkin.
Centel, N., & Zafer, H. (2008). Ceza Muhakemesi Hukuku. İstanbul: Beta.
Centel, N., & Zafer, H. (2011). Ceza Muhakemesi Hukuku. İstanbul: Beta.
Kaymaz, S. (2009). Ceza Muhakemesinde Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletşiimin Denetlenmesi. Ankara: Seçkin.
Kunter, N., & Yenisey, F. (2002). Muhakeme Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku . Beta.
Kunter, N., Yenisey, F., & Nuhoğlu, A. (2006). Muhakeme hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku. İstanbul: Arıkan.
Kunter, N., Yenisey, F., & Nuhoğlu, A. (2010). Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku. İstanbul: Beta.
Meran, N. (2009). Adli ve Önleme Amaçlı İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı, Teknik Takip. Ankara: Adalet.
Özbek, V. Ö. (2006). Ceza Muhakemesi Hukuku. Ankara: Seçkin.
ÖZBEK, V. Ö. (1999). Ceza Muhakemesi Hukukunda Koruma Tedbiri olarak Arama . Ankara: Seçkin.
Özbek, V. Ö., Kanbur, M., Bacaksız, P., & Doğan, K. (2008). Ceza Muhakemesi Hukuku. Ankara: Seçkin.
Öztürk, B., Tezcan, D., Erdem, M. R., Sırma, Ö., Saygılar, Y., & Alan, E. (2010). Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku. Ankara: Seçkin.
Şahbaz, İ. (2009). İletişimin Denetlenmesi ve Yasak Deliller. Ankara: Yetkin.
Ünver, Y., & Hakeri, H. (2010). Ceza Muhakemesi Hukuku . Ankara: Adalet.
Ünver, Y., & Hakeri, H. (2010). Ceza Muhakemesi Hukuku. Ankara: Adalet.

Vatan, Z. (2009). Ceza Muhakemesi Hukukunda Koruma Tedbiri Olarak İletişimin Denetlenmesi. İstanbul: Beta.

.ÖZBEK, syf. 145-149.

ÜNVER/HAKERİ syf. 436

CGK.22.1.2008,5-101/3 hakeri 437

CENTEL/ZAFER 2008 syf 10.

KUNTER/YENİSEY 2002, syf.792 ve KUNTER/YENİSEY/NUHOĞLU, 2006, syf. 958

AKSOY; syf. 131

AKSOY; syf. 132

AYDIN, syf. 138 ve 200

CGK. 29.11.2005, 7-144/150

AYDIN, syf. 138

ÜNVER/HAKERİ syf. 396-397

CENTEL/ZAFER; syf. 396

ŞAHBAZ; syf. 159

CGK.-13.06.2006, 122/162.

ÜNVER/HAKERİ syf. 435

ÜNVER/HAKERİ syf. 435

ÖZBEK/KANBUR/BACAKSIZ/DOĞAN, syf. 276

Yargıtay da bir kararında iletişimin tespitinde telefon dinlemesi sırasında başka bir suça ilişkin tesadüfen elde edilen kanıtlar ancak bu suç katalog suçlardan ise değerlendirilebileceğine karar vermiş, aksi takdirde yasa dışı elde edilmiş kanıt niteliğinde olduğunu belirtmiştir. (CGK 13.6.2006, 4. MD-122/162)

ŞAHBAZ; syf. 165

KAYMAZ; syf. 480

VATAN; syf. 157

VATAN; syf.158

ÖZBEK, syf. 435

KUNTER/YENİSEY/NUHOĞLU; 2010; syf.71.

CENTEL; syf. 416

Ceza Muhakemesi Kanununda Öngörülen Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme Tedbirlerinin Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik

ÖZBEK; syf.435

KUNTER/YENiSEY/NUHOĞLU; 2010; syf. 71

CGK.03.07.2007,5-23/167, www.kazanci.com

KAYMAZ; syf. 472

KAYMAZ; syf 468 ve CGK 13.6.2006, 4. MD-122/162)

CENTEL; syf. 427-428

Ceza Muhakemesi Kanununda Öngörülen Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme Tedbirlerinin Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik

ÖZTÜRK; syf. 478

HAKERİ; syf.459-461

MERAN; syf. 324-325

CGK.03.07.2007,5-23/167